28 Kasım 2011 Pazartesi

ADALET AĞAOĞLU- ÖLMEYE YATMAK ROMANI

ADALET AĞAOĞLU- ÖLMEYE YATMAK ROMANI

 Bilindiği üzere dar zamanlar serisi üç kitaptan oluşuyor. Ölmeye Yatmak bu serinin birinci kitabıdır. Ben bu seriye ikinci kitap olan Bir Düğün Gecesi romanı ile başladım. Son olarak da söz konusu kitap olan Ölmeye Yatmak romanını okudum. Her şey bir müsamere ile başlıyor. Daha doğrusu şöyle demek lazım: Her şey Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yeniliklerin yerleşmeye başladığı, insanların çağdaş dünyaya ayak uydurma ile kendi geleneksel ve tutucu hayatları arasında dengeyi sağlamaya çalıştığı bir dönemde bir ilçe okulunda Dündar Öğretmen'in öğrencileri ile birlikte hazırladığı modern bir müsamere gösterisi ile başlıyor. Erkeklerin yüzlerine bile bakamayan kız çocukları o gece birer çiçek oluyor ve arıların(erkek öğrencilerin) gelip çiçeklere konmasını bekliyorlar. Bir esnafın kızı olan Aysel de bu kızlardan biri. Her ne kadar babası bu durumdan memnun olmasa da üst makamların baskısı toplum baskısını yeniyor ve kızına izin vermek zorunda kalıyor. bu çocukların içlerinde kimler yok ki. Babasız Ali, Kaymakamın oğlu, Aysel ve daha ilçenin birçok çocuğu. İnsanlar hala yeni dünyanın ve yeni ülkenin getirdiklerine ayak uyduramamış. yine o isimsiz zorunluluk onların davranışlarını şekillendiriyor. Aysel bunları bize, intihar etmek için girdiği bir otel odasından aktarıyor. Geriye dönüşlerle o "dar zaman" olabildiğince genişletiliyor yine. Sonra bu çocuklar ilköğretimi bitirip Ankara'ya, İstanbul'a Bursa'ya okumaya gidiyorlar. Aysel okumak için ailesine karşı büyük bir mücadele veriyor. Bir taraftan da 2. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında yaşanan ekonomik sıkıntılar tüm çıplaklığı ile ortaya konuyor.Aysel tam da okumaktan ümidi kesmişken, hakkında çıkan bir dedi kodu ona yüksek okulun kapılarını açıyor. Ülkedeki siyasi atmosfer de sert çizgilerle ayrılmış bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Yasaklı yayınlar çoğalıyor. Öğrenciler sürekli bir sürtüşme içinde. Yetmişli ve seksenli yılların kanlı gömleklerini birileri yavaş yavaş üzerine geçiriyor. 2. Dünya savaşı sırasındaki Alman hayranlığı savaşın seyrine göre yerini Amerika ve BM hayranlığına bırakıyor. Öyle ki öğrenciler "6 Ok" rozetini çıkarıp yerine BM rozeti takarak yapıyorlar artık mitinglerini. Aysel giderek yükseliyor. Avrupa'ya gidiyor, akademisyen oluyor, Ömer ile evleniyor, öğrencisi Engin ile ilişkiye giriyor, yıllar sonra ikici defa kızlık zarı yırtılıyor... Aysel toplumun kadın üzerindeki görüşlerini şekillendiren davranış ve durumları yargılıyor... Sağ-sol çatışması denilen yakın tarihimiz kontrolden çıkmaya başlıyor... Arıların kimisi asker oluyor, kimisi Ankara'da iktidar yalakası, kimisi TRT'de elektrik teknisyeni... Çiçekler ise ev kadını, hemşire, akademisyen... Aysel ölmeye yatmakla, çıkıp gitmek arasında bocalıyor. Aynı toplumun otuz kırk yıl boyunca bocalaması gibi. Olmayacak. Aysel bir nisan sabahına doğru çıkıp gidiyor. Her şey 07.22'de başlamıştı,08.49'da sona eriyor.

Eserde Adalet Ağaoğlu şiirsel söyleyişini devam ettiriyor. Özellikle ruhsal tahliller oldukça etkileyici. Bilinç akımı tekniği sık sık ve oldukça uzun soluklu olarak okuyucunun yolunu kesiyor. Başarısı tartışılmaz bir roman. Cumhuriyet dönemi ve otuz kırk yıl sonrasının toplumsal ve ekonomik atmosferi kişiler üzerinden başarılı bir şekilde aktarılmıştır. Oldukça başarılı bir kitaptır ancak dar zamanlar serisini kendi içinde mukayese edecek olursak ben Bir Düğün Gecesi diyorum.

Kitaptan alıntılar:

sayfa-57 "Yalnızız. Çoğalana dek birlikte olmalı..."

sayfa-182 "Gördüğüm gökyüzü bu kapının üstündeki gökyüzü işte. O da donumun yaması kadar bir şey"

sayfa-468 "Bunca yorgunluktan sonra birbirimiz için yok olamayız. dese... Gelecekte inanmak için birbirimize, güvenmek için... deyip veriverse leylak dalını.

Adalet Ağaoğlu- Ölmeye Yatmak- İş Bankası, Kültür Yayınları- 24. Baskı


Beytullah Kılıç

21 Mayıs 2011 Cumartesi

ADALET AĞAOĞLU- YAZSONU ROMANI HAKKINDA HER ŞEY

ADALET AĞAOĞLU- YAZSONU ROMANI İNCELEMESİ
Yazarın Hayatı
1929’da Ankara'nın Nallıhan ilçesinde doğdu. Ortaöğrenimini 1946'da Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı. 1950'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Açılan bir sınavla Ankara Radyosu’na girdi.
TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan, kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. İlk romanının yayınladığı 1973'e kadar sadece tiyatro yazarlığıyla ilgilendi. 1973'ten sonra çalışmalarını öykü ve romanda yoğunlaştırdı.
İlk romanı "Ölmeye Yatmak" 1973'te basıldı.
Doğa, toplum, zaman ilişkilerinin insanın iç dünyasındaki yansımalarını düşünce üretebilecek boyutlarda irdeledi.
‘’Bir Düğün Gecesi’’ adlı kitabıyla Orhan Kemal roman armağanı ve Madaralı roman ödülünü kazandı.
‘’Fikrimin İnce Gülü’’ romanı nedeniyle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Kitap toplatıldı.
Yazsonu kitabı ABD’ de yayımlandı.
      Oyun:
      Evcilik Oyunu (1964)
      Çatıdaki Çatlak (1965)
      Sınırlarda (1970)
      Tombala (1967)
      Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar (1973)
      Kendini Yazan Şarkı (1976)
      Duvar Öyküsü (1992)
      Çok Uzak-Fazla Yakın (1991)
      Fikrimin İnce Gülü (1996)
      Roman:
      Ölmeye Yatmak (1973)
      Fikrimin İnce Gülü (1976)
      Bir Düğün Gecesi (1979)
      Yazsonu (1980)
      Üç Beş Kişi (1984)
      Hayır (1987)
      Ruh Üşümesi (1991)
      Romantik Bir Viyana Yazı (1993)

      Öykü :
      Yüksek Gerilim (1974)
      Sessizliğin İlk Sesi (1978)
      Hadi Gidelim (1982)
      Hayatı Savunma Biçimleri (1997)
      Anı :
      Göç Temizliği (1985)
      Gece Hayatım (Rüya Anlatısı, 1991)
      Deneme :
      Güner Sümer Toplu Eserleri (1983)
      Adalet Ağaoğlu Seçmeler (1993)
      Karşılaşmalar (1993)
      Geçerken (1996)
      Başka Karşılaşmalar (1996)
KİTABIN KÜNYESİ
         Kitabın Adı:Yazsonu
         Yazarın Adı:Adalet Ağaoğlu
         İlk Basım:Remzi Kitabevi, 1980
Son Basım:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları: Nisan 2007
ISBN 978-9944-88-059-6 (Ciltli
ISBN 978-9944-88-060-2 (Karton Kapaklı)
Anlatıcı: Üçüncü tekil şahıs, birinci tekil şahıs anlatımına başvurulmuştur.
            Örnek: Elbet, yağmurlar birkaç gün daha gecikebilirdi. Güneşli günler biraz daha sürebilirdi. O zaman  kadın da bilebilirdi. Belki de anladığı an yetmiştir. Müzik son notaya vardığı ân, onun için de her şey apaçıktı belki. (sayfa-26)(üçüncü şahıs anlatımı)
            Sesim bir kez daha Hatice’yi geriletmeye hevesli. O sabah, sanrılarım nedeniyle beni boş bulup aramıza koymaya çalıştığı köprü iticiydi.(sayfa-146)(birinci şahıs anlatımı) 
Bakış açısı: Yazar ve baş kahraman Nevin’in bakış açısı ile olaylar aktarılmıştır. Yazar, hakim bakış açısına sahiptir. Yazar sustuğunda Nevin konuşmaktadır. Nevin sustuğunda yazar konuşmaktadır.
Örnek: Var mıymış? Öyle olsun.Bir kocası olmuş olsun.Aralarında önceden tatsız şeyler geçmiş bulunsun. Örnekse, boşanmışlarda burada yeniden buluşuyorlar. Nasılsa, herkesin arasında tatsız birçok şeyler geçiyor, ama yine de bir yerlerde sık sık yeniden buluşuyorlar.(sayfa-23)(Yazarın roman taslağını oluşturması)
Konu: Dönemin atmosferinde, bir Akdeniz kasabasına gelmiş kişilerin kendileriyle, geçmişleriyle ve birbirleriyle hesaplaşmasını konu alıyor.
Ana fikir: Geçmişi unutmak üzere kaçışa yönelmek kurtuluş değildir.

OLAY ÖRGÜSÜ
Yazar kadın dinlenmek için güneyde Antalya ile Alanya arasında bir motele tatile gelir.  Mevsim bir “yazsonu”dur. Buraya gelirken tüm sıkıntılarını ve düşüncelerini de geride bırakmak istemektedir. Bu bırakışa adına “Çınar Yaprağı” diyeceği roman taslağı da dahildir. Ancak düşündüğü gibi olmamıştır bu taslaktan kurtulamamıştır. Zaten yanına bir daktilo alarak gelmiştir tatile.
  Tatil için geldiği motelin bitişiğinde harap bir kulübe mevcuttur ve bu kulübenin motele dahil edilmesinin yakın olduğunu işitir.kulübe kadının dikkatini çeker. Bu kulübenin pencere kepenkleri, kapıları ve su vanası kırılmıştır.  Badanası solmuş ve dökülmüştür. Kadın bazı “ân”lar içinde bu kulübede geçen olayları zihninde canlandırmakta, hayal etmektedir.
   Kulübe hakkında bilgi toplamaya çalışır ama çoğunu otel bekçisinin oğlundan edindiği bilgiler yarım yamalaktır. İlk edindiği bilgiler, eve birkaç yıl önce tatil için altı kişinin geldiği ve evi en son terk edecek olan kadının saldırıya uğradığıdır. Bu bilgiler ışığında yazar kadın roman taslağını değiştirerek bu olay üzerine yeniden kurgulamaya başlar. Ancak diğer taslağa ait doğa tasvirleri de bu roman içerisinde ara ara kendini hissettirecektir. Yazacağı eser için 4-5 yıl öncesine gider. Yusuf daha küçüktür. Kadir motelin inşaatında bekçidir.
Yazar kadın, diğer karakterleri de tatilde tanışmış olduğu kişilerin içinden seçer. İki genç ile tanışır. Bunlardan esmer olan yazacağa eserdeki kadın kahramanın ölen oğlunun arkadaşı, yani Güney olacaktır. Denize giren bir kadın görür. O kadını da kahramanlarından Meriç olarak seçer.
 Adını çok sonra öğreneceğimiz Nevin, eski kocasını, kardeşini ve birkaç dostunu da davet ederek uzun süredir gelmedikleri kulübede bir “yazsonu” tatili teklif eder. Nevin birkaç yıl önce üniversite öğrencisi olan oğlu Güney’i kaybetmiştir. Bu tatil bir yönüyle dönemin bunalımlarından, baskı ve acılardan geçici bir süre de olsa uzaklaşma çabasıdır. Diğer taraftan bu kıyılardaki anıları tekrar yaşama, canlandırma amacı vardır. 
Nevin oğlu Güney’i güneyde tekrar yaşamak istemektedir. Kulübe Antalya-Alanya arasındadır. Kulübeye ilk gelen Nevin olacaktır.Ama oralar bıraktıkları gibi değildir. Kulübenin burnunun dibinde bir otel inşaatı başlamıştır. Bu inşaata bekçilik yapmak için Kadir, kulübenin yanına bir baraka kurmuştur. Suyu kulübeden kaçak olarak çekmişlerdir. Olumsuzluklar bununla sınırlı değildir. Kulübenin bahçesini köylünün hayvanları harap etmiştir. Kapılar kırılmış evin içi dağıtılmıştır. Playboy dergisi ve çeşitli çamaşırlar üzerinde lekeler vardır. Nevin, şaşkınlık içindedir. Tüm bunların yanında Kadir’in eşi Hatice ilk günden başlayarak Nevin’in hayatına girmek için çabalamaktadır. Bu çabası ve soruları Nevin’e göre adeta psikolojik bir zorbalıktır. Hatice’nin diğer eşinden olan oğlu Yusuf, sürekli Nevin’i gözlemektedir. 
Yusuf, henüz 5-6 altı yaşlarındadır. Ama Nevin’i izleyen sadece Yusuf değildir. Bu anlaşıldığında artık çok geç olacaktır. Nevin misafirler gelmeden önce uzun uğraşlarla evi temizler. Bu arada Hatice’nin “git-gel”leri ve soruları devam etmektedir. Misafirlerden Hasan, eski eşidir. Boşanmalarına sebep olan şeyleri Nevin sürekli düşünmektedir. Hasan’ın henüz kırkına gelmeden yaşamış olduğu cinsel problemler ve bu problemlerin Güney’in ölümü ile artması evliliklerinin sonu olmuştur.  Ama Nevin diğer misafir Doğan ile aşk ve dostluk arası bir ilişki içindedir. Bu ilişkiden Doğan’ın nişanlısı Meriç’in haberi yoktur. Geriye dönüşlerle Nevin ve Doğan’ın bazı anıları da anlatılmıştır.  Nevin’in kardeşi Fuat ise iş yaşamı başarısızlıklarla dolu birisidir.  Aydın kimlik açısından kendisini diğerlerinden daha aşağıda  görmektedir. Evlilikleri döneminde Nevin’i Hasan’dan kıskanmış olduğunu bu tatilde itiraf eder. 
                        Tatilde Nevin sessizlik ararken otel inşaatı sürekli gürültü yapar. İnşaat işçileri ve komşuları yüzünden Nevin kendisini rahat hissetmemektedir. Tek özgür oldukları yer dış dünyaya tamamen kapalı bir koyda yer alan evin alt tarafındaki kumsaldır. Bu “yazsonu” tatili gece gündüz denize girerek, Doğan’ın okuduğu şiirlerle, geceleri Kadir’in öttürdüğü bekçi düdükleriyle sürüp gitmektedir. Yazar tatilin içeriği konusunda ilk önce pek bir şey anlatmaz. Önemli bir nokta olarak arada bir görülen ve bir kere kulübeye Kadir’den bütangaz tüplerini getiren,  bir ayağı kayalardan sahile atılan dinamitin patlaması sonucu kopmuş olan aksak gençten söz edilir. Nevin bu genci kulübede gördüğünde görüntüsünden ürkmüştür . Ancak mayolu olmasına rağmen örtünme gereği hissetmez.
Tatil biter ve kulübeden Nevin’den önce en son Memet ayrılır. Son gece Nevin ile Memet uzun uzun konuşur. Memet ayrıldıktan sonra  Nevin kulübede tek başına kalır. İlk yağmurlara kadar kalıp kendisi ile baş başa birkaç gün geçirmek istemektedir. Ayrıca yanında getirdiği daktilosuyla tatildeki izlenimlerini ve düşüncelerini de yazma isteği içindedir.
   Diğerleri gittikten sonra Hatice, Nevin’e daha sadistçe, adeta ondan intikam alır gibi saldırmaya başlamıştır. Etrafta dolanan söylentilerden söz eder. Böylece Nevin’in korkup kendisini geceleri yanına çağırabileceğini, hayatına dahil olabileceğini düşünür. Ama Nevin bu konuda da onu pek umursamamıştır.
Tatilde yaşadıklarını daha ayrıntılı olarak Nevin’in kendi daktilosu ile yazdıklarından öğrenmekteyiz. Nevin, özellikle oğlu Güney’i yeterince koruyamadığı konusunda pişmanlıklar yaşamakta ve bunları mitolojik unsurlar vasıtasıyla sezdirmektedir. Doğan’ın okuduğu şiirlerden ne kadar etkilenmiş olduğunu da yazdıklarında göstermektedir. Yazdıkları arasında on yıl kadar önce buralarda daha özgür olduklarını şimdi ise kapana kısılmış gibi olduklarından söz etmektedir. Doğan ile yaşadıkları ilişkiden Fuat ve Hasan arasındaki sürtüşmeden, Memet’in tercihlerinden uzun söz etmiştir.
Bu arada mutfak kapısını sürgüsü kırıktır ve tamir ettirmeyi hep unutmaktadır. Yazı yazma dışında sık sık kumsalda dolaşmakta, denize girmekte, Kadir ve Hatice ile sohbet etmektedir. Bir taraftan da gözü sürekli gökyüzündedir. Yağmurların çok erken gelmesinden korkmaktadır.  Meriç ile Doğan arasındaki cinsel problemlerden ve Meriç ile arasında geçen konuşmalardan da söz etmiştir. Diğer tarafından “lekeler”in sorumlusu olarak ara ara Kadir’den şüphelenmektedir. Kadir de eski karısından boşanmadan Hatice ile evlenmiştir ve eski karısının kendilerine jandarma baskını yaptıracağı konusunda korkular yaşamaktadır. Bu sebeple geceleri uyumamaktadır. Gündüz de zaten inşaatta çalışmaktadır.
Kadir de ortalıkta birilerinin dolaştığına dair söylentilerin gerçek olabileceği konusunda Nevin ile konuşmuştur.  Geceleri köpeğin sürekli havladığından söz etmiştir ama Nevin bunları hala pek umursamamaktadır.
 Bir gün Kadir, eski karısının kendisine gece baskın yaptıracağına dair bir duyum alır. Çocukları da alarak dağdaki köyüne doğru yola çıkar.  Hatice’yi de kendi köyüne gönderir. Bu noktadan sonra sözü tekrar yazar kadın alır. O gece Nevin yalnız kalmıştır. Gece fırtına çıkar ve yağmur başlar. Nevin yağmur ile birlikte ertesi günü gitmeye karar verir. Gece fırtına ve yağmur şiddetini iyice arttırmıştır. Mutfak kapısının sürgüsü bozuk olduğu için sürekli açılıp kapanmakta ve gürültü çıkarmaktadır. Nevin biraz tedirgin olmuştur.
Bir süre sonra birisi içeriye girer. Bu aksak gençtir. Yazar kadın ona kitabın sonunda bir isim vermiştir. Adı Sayha’dır. Sayha Nevin’e tecavüze yeltenmiştir. Ama Nevin kaçmaya çalışarak onun arzusunu iyice arttırmıştır.  Anlaşıldığı kadarıyla, Nevin kayalardan düşerek ölmüştür.  Sayha’nın cesedi ise dikenlerin arasında bulunmuştur.
YAZAR
Bir yazsonunda güney kıyılarındaki bir motele dinlenme amacıyla gelmiştir. Her şeyi ardında bırakma çabası içindedir ancak roman taslağı onunla birlikte gelmiştir. Taslağın ismi “Çınar Yaprağı”dır. Fakat orada gördüğü harap kulübe ve zihninde canlanan olaylar bu taslağı işgal etmiştir. Bu taslak kahramanın Nevin olduğu esere dönüşecektir. Kendisinden söz etmemiştir.

NEVİN
Romanın ana karakteridir. Yazar romanın ortalarına kadar Nevin’den “o kadın” olarak söz etmiştir. “Nevin” ismi ilk defa sayfa 73’te geçmiştir. Nevin hakkında fiziksel görünüm açsından fazla söz edilmemiştir. Sadece şu özellikleri söz konusu olmuştur: Sırt çizgisi derin, yaşı belirsiz, ince, kadınlığı çarpıcı değil.
 Çevirmenlik  ve gazetecilik yapmaktadır, ayrıca ders vermektedir. Bu derslerin ayrıntısı yoktur.  İki buçuk- üç yıl önce oğlu Güney’i kaybetmiştir. Aynı dönemde eşi Hasan’dan ayrılmıştır. Doğan ile gizli bir ilişkileri vardır. Bunu özellikle Meriç’ten saklama çabası içindedirler.
Kendisini diğer insanlardan ayrı tutmaktadır.Kendisinde bir aydın kibirliliği mevcuttur. Hatice’yi ve Yusuf’u kendi hayatından uzak tutma çabası içindedir. En yakın dostları arasında bile kendisini yabancı hissetmekte ve onlara, onların dışından bakma çabası içindedir. Kaçış süreci içinde anılarını bıraktığı kıyı kulübesine dinlenmeye gelmiş ve eski kocasını, kardeşini ve birkaç dostunu da buraya davet etmiştir. Oğlunun ölümü ve toplumsal çalkantılarla yıpranan ruhunu iyileştirme beklentisi vardır. Altmış Bir Anayasası’nın getirmiş olduğu özgürlükçü ortama büyük bir özlem duymaktadır.
Nevin taşralı halka ve alt tabakadan insanlara aşağılayıcı hatta tiksinen bir bakış açısı ile bakmaktadır. Ancak bazen derinlerinden gelen bir şefkat ve acıma duygusu bu tiksinme duygusunu zorlamakta ama bastıramamaktadır.
 İnsanlardan saklanma çabası içindedir. Yaz sonunda gelecek ilk yağmurları adeta hayatının sonu  gibi anlatmıştır. Ölümü bekleyen bir ruh hali içindedir. Bu geç kalmış tatil Nevin’in yakın çevresi ile vedalaşması niteliğinde olmuştur.
Yazarın, Guy De Maupassant’ın hikayelerinden Vendetta (Bir Korsika İntikamı)  isimli hikayesindeki Dul Saverini karakteri ile Nevin arasında bir bağlantı kurması Nevin’in oğlunu öldüren kişiden intikam almak istiyor olabileceğini de akıllara getirmektedir. Bu ismi geçen hikaye ve yine diğer bir hikaye olan Çehov’un “Üç Kız Kardeş” isimli yapıtı Nevin’in geçmiş-gelecek, intikam- çaresizlik ikilemleri arasında sıkıştığı düşüncesini güçlendirmektedir. Zaten türleri açısından hikayelere bakıldığında onların da kendi içinde bir tezat oluşturduğu aşikardır. Roman da olaylar ve durumlar arasında sıkışmıştır.
sayfa-225
         " Size Nevin’i anlatıyorum. Onun doğurduğuna bile sahip çıkamamış acılı geçmişini, ötekilerin bir türlü mutluluğu bulamamış yaşamlarını, bütün bunların sonunda, küçük bir tekneye sığınırcasına sığındıkları bu kıyıları anlatıyorum. "
Playboy dergisi ve lekeli elbiseler:
Bu söz konusu eşyalar cinselliği yansıtmak için kullanılmış figürlerdir. Nevim bir taraftan Hasan’ın yaşamış olduğu problemler sebebiyle ondan ayrılmışken diğer taraftan bu eşyalara yapılanlar onu ürkütmüştür. Nevin bir taraftan kendisini teşhir ederken diğer taraftan dergiye ve elbiselere yapılanlar onu düşündürmektedir. Nevin’in bu ikilemi de kitabın tezatlıklar üzerine ne kadar yoğunlaşmış olduğunun bir kanıtıdır.
YUSUF
Yusuf hem yazarın kaldığı motelde, hem de 5-6 yıl önceki motel inşaatı döneminde yer alan bir karakterdir. İki farklı tasviri vardır:
                       
      Yusuf: 10-12 yaşlarında bekçinin oğlu. Çiçekleri sulamakla bir de gelip gidenlerin arabalarını yıkamakla yükümlü. Genellikle eski bir yazı makinesiyle haşır neşir. Adeta kendi kendine daktilo dersi  vermekte. Çevresine ilgisiz.
Yusuf: 5-6 yaşlarındadır. Annesi Hatice’dir ancak Kadir’in oğlu değildir; Hatice’nin eski kocasından olan çocuğudur. Baş karakter  Nevin’in gözünde bazen şirinleşirken; bazen de onu sürekli gözetleyen bir canavara dönüşmektedir. Nevin’i belirginleştiren tali karakterlerin başında gelmektedir. Meraklı tavrı Nevin’i yanıltıp sonunu getirecektir. Annesi ile bir süre cezaevinde de bulunmuştur. Daktiloya ayrı bir merakı vardır.  Sürekli suçlanıyormuşçasına bir şeyleri inkar etmektedir. Toplumun çocuk üzerinde suçlamalara dayalı bir baskı oluşturduğu düşüncesi de Yusuf karakterinden hareketle savunulabilir.
HASAN
Kendisi Nevin’in eski kocasıdır. Nevin’e göre  fazla soğukkanlıdır. Fiziksel özelliklerinden söz edilmemiştir.  Kendisi elektrik ile ilgili bir memuriyette çalışmaktadır.
 En dikkat çekici özelliği oğlunun ölümünden önce başlayıp, onun ölümü ile daha da şiddetlenen cinsel güçsüzlüğüdür. Ancak Hasan bu eksikliğini çarpıtarak kendisini güçlü ve daha erkeksi gösterme çabası içindedir. Playboy dergileri okumaktadır. Entelektüel kimlik adı altında cinsellik duygusunu tatmin etmektedir.
Hasan işinden atılmıştır ve bunun bunalımını da yaşamaktadır. Fuat ile arasında küçük bir sürtüşme vardır ancak bunu bu kısa tatil sırasında büyük oranda aşarlar. Hasan, Doğan ile Nevin arasındaki ilişkiden pek de rahatsız olmaz.
GÜNEY
Nevin’in oğludur. İki buçuk-üç yıl önce üniversitede eğitim görürken bir sokak arasında öldürülmüştür. Güney hakkında görsel açıdan pek bilgi yoktur ancak sarışın olduğu sezdirilmiştir. Nevin onun acısını hala çekmektedir. Bu tatilin bir sebebi de Güney’dir. Nevin, Güney’i adeta ilahlaştırmaktadır. O masumiyetin simgesi olarak gösterilmiştir.

HATİCE
Kadir’in eşidir. Bu ikinci evliliğidir.  Kadir ile resmi nikahı yoktur. Kadir hala ilk karısından boşanamamıştır. Bu sebeple Kadir ve Hatice bir süre hapis yatmışlardır. Hala nikahsız oldukları için bir baskın korkusu yaşamaktadırlar.
 Hatice Nevin’in hayatına girme çabası içindedir.  Ancak Nevin bu konuda çok katıdır. Hatice bu katılığı söylentilerden ve dedikodulardan faydalanarak oluşturduğu korku unsuru ile kırmaya çalışmakta;  bunu bir intikam havası içinde yapmaktadır. Nevin’i ön plana çıkaran tali karakterlerden biri de Hatice’dir.
Hatice’nin öyle büyük hayalleri yoktur. Kısa vadeli düşünür. En büyük hayalleri üzerine yapılacak bir tapu ile takılacak altın dişlerdir.   Kadir ile Hatice taşralı insanları temsil etmektedirler. Nevin, onları bu sahile bir türlü yakıştıramamaktadır. Onlara yüksekten bakmaktadır. Büyük olasılıkla kullandıkları kaçak su dolayısıyla kendilerini Nevin’e karşı suçlu hissetmektedirler. Bundan dolayı Nevin’e hizmet etme çabası içindedirler. Ya da başka bir bakış açısı ile gelmiş oldukları sosyal tabaka dolayısıyla kendilerini hizmet etmeye mecbur hissediyor olabilirler.
            KADİR
 Kadir, geceleri otel inşaatı için bekçilik yapmaktadır. Gündüz ise yine aynı inşaatta çalışmaktadır. Kısacası Kadir adeta uyumamaktadır. Eski karısının baskın yapıp onları tekrar hapse attırması en büyük korkusudur. Koruyucu ve eve bakan bir baba tutumu söz konusudur. Her şeyle mücadele edip, her şeye iyi kötü çare bulmaktadır.
Sayfa-87
 "Kadir: Yüzü, kızıl toprak rengi, Aydın zeybekleri örneği giyinmiş bir adamdı. Başına tepesi püsküllü bir yün bere, boynunda kocaman çürük vişne rengi bir atkı vardı. Dört köşe, kara kaşlar küt kesilmiş bıyıklar. İnsanı için için güldürürken aynı anda derlenip toparlanmaya çağıran bir görünümdeydi. Biraz da, ömürleri yıllar süren ulu çınarları andırıyordu. Oysa Kadir, iri, uzun, yıllarca yaşamış biri değildir. Giyimi, kuşamıyla üstüne bir heybetlilik sürünmeye çalışmış olsa da, bodura yakın, kısa, zayıfa yakın da tıknaz bir adamdı. Yaşı ise, taş çatlasa otuz beşten yukarı değil."
MEMET
Memet, Güney’in okuldan arkadaşıdır. Daha çok gençtir. Eğitimine Stockholm’de devam etmektedir. Oysa daha önce Roma’da okumak istemektedir. Fakat kararını değiştirdiği anlaşılmaktadır. Eğitimini sanat sosyolojisi üzerine almaktadır.
Nevin, annesi yaşında olmasına rağmen Memet ona ismi ile hitap etmektedir. Bu da aydın kimliğin bir getirisidir.
Memet, Nevin’e bazen ismi ile hitap etmekte; bazen de “efendim” şeklinde hitap etmektedir. Ancak bir gün nasıl hitap edeceğini şaşırarak “Nevim” şeklinde seslenmiştir. Bu olaydan sonra herkes Nevin’e, “Nevim” şeklinde hitap etmiştir.
Ayrıca “ailen nasıl?” diye sorulan bir soruya
   “bilmiyorum” diyerek verdiği cevap onun ailesi yaşadığı problemi yansıtmaktadır.
FUAT
Nevin’in kardeşidir.35 yaşındadır. Şakalardan pek hoşlanmaz. Bu durum onun hassas olduğu bir yöndür. Entelektüel açıdan Nevin ve Hasan’dan daha düşük seviyede olduğunu düşünmekte ve bu durumu onlara da ifade etmektedir. Ankara’da yaşadığı anlaşılmaktadır.
Çalıştığı işlerde hep başarısız olmuştur.
    Çevirmenlik, memuriyet ve gazetecilik yapmıştır. Son olarak dişçi koltuğu imal etmeye çalışmış ancak bu işte de başarısız olmuştur.

Fuat, Hasan ile Nevin’in evlilikleri döneminde, Nevin’i Hasan’dan kıskanmaktadır. Ancak bu kıskançlık evliliğin sona ermesi ile son bulmuştur.
Fuat kendini işe yaramaz hissetmektedir. Her işte başarısız olmuştur. Onun da bu kısa tatile ve Nevin’e çok ihtiyacı vardır:
                        sayfa-77
                        Telefonda Nevin’e:
                        “Yaşamaktan bıktım Nevin.” demiştir.
Tutmuş olduğu dev bir balık onda bir şeyleri başarma duygusu uyandırmak için bile büyük etki yaratmıştır. Bu bir şeyleri başarmaya çalışma açısından yazarın diğer bir kitabı olan “Fikrimin İnce Gülü” romanındaki “Bayram” karakteri ile arasındaki benzerlik dikkat çekmektedir.
DOĞAN
Nevin’in sevgilisi ve dostudur. Bu ilişkiden Doğan’ın nişanlısı Meriç’in haberi yoktur.
Doğan’ın felçli bir babası vardır ve ona bakmak zorundadır. Ayrıca kendisinin gazetecilik yaptığı bilinmektedir.
Kendisinin ekonomik olarak pek de iyi bir durumda olmadığı sezdirilmiştir. Bu kısa tatile bile gelmekte zorluk çekmiştir.
Doğan şair ruhlu bir kişidir. Romanda sıklıkla Doğan’ın şiirlerine yer verilmiştir. Kendisinin görsel bir tasviri bulunmamaktadır.
Doğan’ın dikkat çeken bir diğer yönü Nevin ile yaşadıkları ilişkinin dostluk boyutudur. Doğan, Nevin’in yaşadığı sıkıntı ve zorlukları atlatmaya çalıştığı zamanlarda hep yanında olmuştur. Nevin’in anlattıklarına kulak veren bir kişidir.
MERİÇ
Kendisi hakkındaki en net bilgi Doğan’ın nişanlısı olmasıdır. Görsel bir tasviri yoktur.
Doğan’la ilişkiye girmekten çekinmektedir. Bunun sebebi dişlerinden bir tanesinin takma olması ve olmadık bir zamanda bu takma dişin yerinden çıkacağı korkusu yaşamasıdır. Bu problemi konusunda Nevin ile aralarında bazı konuşmalar geçmiştir.
Doğan gazetede mesaiye kaldığı zamanlarda Doğan’ın babası ile ilgilenmektedir
OSMAN VE ŞADIMAN
Hatice ve Kadir’in küçük çocuklarıdır. Hatice onları bazen Nevin’in evine getirmektedir ama bu çocuklar Nevin’in evini kirletmektedirler. Nevin’in verdiği bisküvileri yerlere atmaktadırlar.
Şadıman toprak yemektedir ancak annesi Hatice bu durumu umursamamaktadır.
SAYHA
Sıfır numara tıraş edilmiş başı, boğazından gırtlaklanıyormuşçasına çıkan bir sesi vardır. Ürkütücü bir görünüme sahiptir. Kitabın neredeyse sonuna kadar kendisinden aksak genç olarak bahsedilmiştir.
Deniz kenarındayken, yukarıdaki kayalardan atılan bir dinamit sonucu bacağı kopmuştur.
Bu içine kapanık durumu, farklı görünümü, Nevin’in ölümüne sebep olması ve cinsellik psikolojisi Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli isimli eserindeki “Zebercet” karakterini akıllara getirmektedir.
AYLA VE SAFFET
Geçmişte bir süre kulübede Hasan ve Nevin’in konuğu olarak tatil yapmışlardır. Daha çok birbirlerine karşı tavırlarından söz edilmiştir. Ayla, Saffet’e çok kaba davranmaktadır.

NURAN
Sahilde cesedi bulunmuş bir genç kızdır. Kendisine tecavüz edildiği söylenmektedir . Nuran’a tecavüz eden kişiler bir “tip” olarak anlatılmışlardır. Nuran üzerinden de cinsellik ve saldırganlık vurgusu yapılmıştır. Nuran’a tecavüz edenlerin sosyo-kültürel durumları anlatımlarla somutlaştırılmaya çalışılmıştır.
İnşaat İşçileri: Otelin inşaatında çalışmaktadırlar. Olaylara fazla etki etmemektedirler.
Oğuz Bey: Otel inşaatının sahibidir. Kulübeyi satın almak için Nevin ile konuşmuş ancak Nevin evi satmak istememiştir.
Kumsal ve Koy
Nevin’in kendisini özgür hissettiği tek mekandır.  Bu sebeple özgürlüğü simgelemektedir.
Bu kumsal, deniz ve kayalar arasında sıkışmıştır. Nevin ve misafirleri de hayatta bir sıkışmışlık hissi içindedirler. Nevin, önce şehirden kulübeye kaçmıştır. Ancak kulübede de aradığı huzuru bulamamıştır. Çünkü sürekli izlenmektedir. Ama bu daracık koyda ona kimse ulaşamamaktadır. Sadece burada özgürdür.
Çınar ağacı ve zakkum
Kulübenin çevresindeki çınar ağaçları otel inşaatı sebebiyle kesilmiş ve yerini zakkumlar almıştır. Bu durum kıyıları işgal eden zengin otel sahiplerine ve kapitalist anlayışa bir eleştiri olarak ele alınabilir.
Bunun dışında, çınar ağacı derin kökleri olan ve aileyi simgeleyen bir ağaç olarak da düşünülür. Bu sebeple çınar ağacının yerini zakkumların alması Nevin’in dağılan ailesini akıllara getirmektedir.
“Öcü, intikamı, kötülüğü ve çirkini temsil eder zakkum. Zakkum ağacı ateşte, terörde, anarşide açar. (Sezai Karakoç)” Nitekim Ağaoğlu romanda “Zakkumlardan uzak durun” der.
Çeşme
Çeşme antik yapıları anımsatmaktadır. Bu sebeple geçmişe duyulan özlemleri simgeleyen bir figür olarak kullanılmış olabilir. Ancak çeşme etrafındaki bataklıklar da ironik olarak dikkat çekicidir.

Mitolojik unsurlar
Athena: Athena', Yunan mitolojisinde akıl, sanat, strateji, barış tanrıçasıdır.
Tykhe: İyi veya kötü kader tanrıçasıdır. Şehirlerin ve Yunan kralların koruyucusu sayılır.
Proteus: “Denizin Yaşlı Adamı” denilen deniz tanrısıdır. Poseidon ve karısının canavar sürülerine bakar. Poseidon’dan şekil değiştirme ve gaipten haber verme yeteneğini almıştır.
Triton:  Deniz tanrısıdır. Hesiodos’a göre Poseidon ile Amphitrite’nin oğludur. Fenike asıllı olduğu sanılır; efsanelerde bazen bilge ve iyiliksever, bazen korkunç bir tanrı olarak gösterilir. Gelecekten haber verme yeteneği vardır.
Başlıca simgesi, sivri ucu koparılarak boru gibi kullanılan büyük bir deniz salyangozu kabuğudur.
Neptün: Roma deniz tanrısıdır. Yunan mitolojisindeki Poseidon ile aynı vasıftadır.
Venüs: Roma mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır.
Atlas’ın Altı Kızı Hyadlar:  Mitolojiye  göre Zeus, Dionysos'u bebekken Hyadlara vermiş, ona bakmalarını istemiştir.  Atlas'ın kızları bebeğe öyle iyi bakmışlardır  Zeus armağan olarak onları yıldızlar arasına yerleştirmiştir. Bu altı yıldızın batma ve yükselme dönemleri yağmurların habercisi olarak kabul edildiği için yağmur yıldızları olarak da anılır.
Dionysos: Roma ve Yunan mitolojisinde Baküs olarak da bilinir. Bazı mitolojik eserlerde ve ozellikle tragedyalarda Bromios, Euhios, Dithyrambos, İakkhos, İobakkhos olarak da adlandırılır. Şarap tanrısıdır.
Zeus: Yunanlıların en büyük tanrısıdır. Kronos ile Rea’nın oğludur.  Zeus, daha çok yağmur, rüzgar ve yıldırımın sembolüdür. Atinalılar yağmurdan hep Zeus’u sorumlu tutar. Dört elementin tanrısı olarak bilinir. Ancak kaderin kanunlarına boyun eğer.
Hermes:  Arkadia asıllı Yunan tanrısıdır. Başlangıçta sürüleri koruyan çoban tanrısıydı. Olympos’a kabul edildikten sonra şairler onu Zeus ve Maia’nın oğlu olarak kabul ettiler. Zeus'un habercisidir. Tanrıların en kurnazı sayılır. Tanrıların en hızlısıdır. Bir de büyülü değnek taşır.
Ares: Yunan mitolojisinde Ares Savaş Tanrısı'dır
Pygmalion’un Canlanmış Heykeli Galateia: Kendi eseri olduğu fildişi bir heykele aşık olan efsanevi Kıbrıs kralıdır. Bunun üzerine Afrodit heykeli canlandırmıştır. Bernard Shaw’ın aynı konuyu işleyen bir oyunu mevcuttur. Yazarın oyun yazarlığı yönü dikkate alındığında bu durum dikkat çekicidir. Galateia’nın mitolojik efsanesi ise şu şekildedir:
Deniz tanrıçasıdır. Nereos ve Doris’in kızıdır. Kyklops Polyphemos ona aşık oldu.  Ama Galateia çoban Akis’i sevdi. Bir gün, Polyphemos iki aşığı Sicilya’da, deniz kıyısında bir mağarada yakaladı.  Rakibini bir kayanın altında ezdi. Galateia, Akis’i ırmak haline soktu ve denize atlayarak kız kardeşleri Nereis’lerin yanına gitti.
Not: Vergilius’un “Sığırtmaç Türküleri”nin üçüncü bölümünde sözünü ettiği çoban kızının ismi de Galateia’dır.
Philomela: Düşmandan kurtulsun diye bülbül şekline sokulmuş bir prenses.
Hermaphroditos: Hermes ile Afrodit’in oğludur. Bir gün “Karia”da bir gölde yıkanırken, güzelliğine tutulan göl perisi Hermaphroditos’a sarıldı ve tanrılardan kendi vücudu ile onunkini birleştirmesini istedi. İsteği gerçekleşince çift cinsiyetli bir yaratık ortaya çıktı.
Aphrodite: Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası. Roma mitolojisindeki ismi Venüs'tür
Poseidon:  Denizler tanrısıdır. Kronos ile Rea’nın oğludur. Titanların yenilmesinden sonra, Zeus ve Hades ile dünyayı paylaştı. Kendisine Sular İmparatorluğu düştü. Üç dişli bir zıpkını vardır. Balıkçılar kendisinden yardım ister.
Naiad:Yunan Mitolojisinde akarsularda yaşayan nemf (peri) türüdür.

ZAMAN
Ağaoğlu, “insanları hayat değil, zaman ayırır. Bunu Yazsonu’nda yazdım; Yazsonu’nda bunun romanını yaptım.” diyor. (Ağaoğlu, 1997:282)                
 Eserin sonuna “1979” tarihi atılmıştır. Eserin içeriğinde ise bu tarihin birkaç yıl öncesi, yani 1970  sonrası aktarılmaktadır. İçerikte dönemin siyasi karmaşası, kısıtlanan özgürlükler, baskıcı ortam ve yasadışı örgüt isimleri, devletin tüm bu yaşananlar konusundaki tutumu, yaşananların bireyin iç dünyasına yansımaları dönemin şartları içerisinde romanda yer almıştır.
Anlatıcı yazarın romanı kurguladığı zaman bir yazsonudur. Bu, romanın “şimdi”sini oluşturan anlatım zamanıdır. Yazarın kurgulama çalışmasında “an” önemli bir zaman parçasıdır. Çünkü yazar, zamanın bu en küçük diliminde kurguladığı roman kişilerini görmektedir:
“ iste daha önce sözüne ettiğim aydınlanma o zaman oldu. Dediğim gibi çok kısa bir an. Bir göz kırpımlık zaman içinde bakış açımın kavradığı yere değişik bir ışık düştü. Biraz solgun, yeşilimtırak- gri- mavi bir ışık. Bu ışık altında ve evin taraçasında insanlar gördüm.” (sayfa-15)
Bu zaman parçası tamamıyla kişiseldir. Tamamıyla kişinin iç dünyası bakımından ölçülebilir.
Olaylar her iki dönemde de bir “yazsonu”nda geçmektedir.  Yapılan tasvirler yazsonunu çağrıştırmaktadır. Olaylar  yağmurların gelmesiyle sona erecektir. Kitabın sonuna kadar bir yağmur korkusu kendini hissettirmektedir.
-İşte bir yazsonu(sayfa-23)
-Çınar yaprakları tektük düşmekte…(sayfa-33)
Romanda “yazsonu” ruhunu hissettirmek için sarı ve turuncu renklere sık sık yer verilmiştir. Öyle ki taşlardan isimlerinin baş harflerini yazarken Nevin’in “ n ” si sarı renkte seçilmiştir.
Zaman, öğleye yakın. Ağustosböcekleri, mevsim sonu arta kalan güçleriyle başlamışlardı.(sayfa 42)

Kozmik Zaman unsurları:
Yarın yağmurlar başlayacaktır. (sayfa27)
Yarın sabah kalktığında hepsini yapmış olurum.(sayfa 69)
Artık akşam.(sayfa 69)
Doğan’la Meriç, dün sabah döndüler.(sayfa 95)
Ne ki, insan bir akşamüstü, güneşin battığı saatlerde, geçici bir sarışın delikanlıya rastlayabilir.(sayfa26)

MEKAN
Roman, güneyde Antalya ile Alanya ilçesi arasında bir kıyı şeridinde geçmektedir. Kitabın başında bir motel ile yıkık bir kulübe tasvir edilirken kitabın ilerleyen kısımlarında mekan bu temelde tekrar kurgulanmıştır. Aynı mekan 4-5 yıl öncesi için tekrar canlandırılmaya çalışılmıştır. Motel henüz inşaat halindedir.
Dış mekan olarak otelin çevresi, kumsalların iki ayrı zamandaki durumu, kulübenin çevresi anlatılmıştır.
Motel ve Çevresi
Motel ve çevresi yazar tarafından şu şekilde anlatılmıştır:
İndiğim dinlence yeri, işletmeye yazbaşında açılmış  bir motel. Küçük, derli toplu sekiz on yapıdan oluşuyor. Bu yapılar, beyaz duvarları, kırmızı tuğlalı ve sardunyalı balkonlarıyla bir yamacın üstünde başlıyor, çimlenip çiçeklendirilmiş setleri ine ine geniş bir kumsala varıyor.(sayfa-7)
Benim tuttuğum odadan kayalıkları, buğulu bir çam ormanını, uzak tepeleri,  göğün içinde erimiş sıra dağları, geride köyün minaresini ve muz bahçelerini de görebiliyoruz.(sayfa-7)
Eserde söz konusu kulübenin zamana bağlı iki ayrı tasviri söz konusudur:
Otelin bitişiğindeki kulübe harap bir haldedir. Şu cümlelerle tasvir edilmiştir.
Otelin bitişiğindeki kulübe:  İşte otelin yanındaki ev. Taraçası, aşağılara doğru topraktan akmış taş basamakları, yan yatmış duş demiri, kararmış, külrengi, çiçeksiz katırtırnaklarıyla bahçesi işte.(sayfa-4)
İki yanı yıkık tahtalarla çevrili-üçüncü yan denize inen yamaçtır çünkü- o bahçe katırtırnakları, kavruk dikenler, otlar… ve yaşamını hala sürdüren, evin batı yakasını, yerden tavana sarmış, erguvanlığı inadına parlak, keskin, rodosçiçeği.(sayfa-13)
OTEL İNŞAATI YANINDAKİ 4-5 YIL ÖNCEKİ KULÜBE(evin içinin tasviri): Koridorun tam karşısı yatak odasıydı. Kapısı kapalıydı. Bitişiğindeki banyonun da kapısı kapalıydı.(sayfa-45)
Mutfak kapısının sürgüsü kırılmıştır. Bu sürgü eserin  ilerleyen bölümlerinde korku öğesi olarak kullanılmıştır.
Taraçadaki ağaç korkulukların boyaları solmuş, evin beyaz badanası sararmış ve dökülmüştür.(sayfa37)
Kulübenin Çevresi
Kulübe deniz kenarında bir burunun üzerindedir. Sahilden bir taraça ile ayrılmaktadır. Kulübenin her iki yanında iki adet koy vardır. Koylardan birinin yakınına motel inşa edilmeye başlanmıştır. Diğer koy ise tüm bu çalışmalara ve dış dünyaya kapalıdır. Taraçaların arasındadır ve oraya sadece kulübeden inilir.
Deniz, dalgalar, çam ormanları, kum, kireçli toprak, birçok diken, hatta biraz batak ve balçık(sayfa-34)
Bahçe çitinin kuzey batı yakasına bitişik, derme çatma, çirkin evi görünce çevikliğini yitirdi ve yorgun durdu.(sayfa37)
Kuzeydoğu ve doğuya bakan taraça. Taraçanın altında dik, kısa bir yokuş koya iniyordu, ama o minicik koy henüz görülemiyordu. Koya inen bayırı uzun gövdeli, iğneyapraklı çamlar, yabançiçekleri, defne ağaçları kaplamıştır.(sayfa-37)
Hatice ve Kadir’in Barakası
Otel inşaatının bekçiliğini yapmak için Kadir bu barakayı geçici olarak yapmıştır. İçi anlatılmamıştır. Dış görünüşü Kadir ve Hatice’nin ekonomik düzeyini göstermektedir.
Hatice ve Kadir bu barakanın bahçesinde sebze yetiştirmektedirler. Tavukları ve bir de geceleri Kadir’e yoldaşlık eden bir köpekleri vardır.
Diğer Mekanlar
Eserde Side ve Aspendos antik kentleri, “ilçe” şeklinde bahsedilen Alanya, Kızılkule, kulübenin yakınlarındaki köy, dağ köyleri ve Akdeniz’deki birkaç Yunan ada yerleşiminden mekan bağlamında söz edilmiştir.
Bunların dışında geriye dönüş tekniklerinden de yararlanılarak Portekiz, Kolombiya ve İngiltere’deki bir otel ile ismi geçmese de İstanbul mekan olarak eserde yer almıştır.
Romanda yazar, bir iki kez bir kış gününde olduğunu caddelerin karla kaplı olduğunu, lapa lapa kar yağdığını, evin pencerelerinin buz tutmuş olduğunu söylemektedir. Bu durum bir tür sayıklama  ve bilinç akımı şeklinde anlatılmıştır.

TEKNİK UNSURLAR
            TASVİR TEKNİĞİ ÖRNEKLERİ
            Sayfa-8
            İyi bir konyak gibi genze ılık ılık akan hava çok güzeldi. (…) Kavurucu güneş, nemli, bungun   sıcaklar geçmişte kalmış, şimdilik.
            Sayfa-14
Ormanların güz kokusu. Düşmüş çam pürçeklerinin kat kat örttüğü eğrelti otları. Üstünü sık   çalıların, yabanıl bitkilerin kapladığı incecik bir dereden varla yok arası işitilebilen su şırıltısı.
Sayfa-30
Öyleyse; işte kumullar. Orasından burasından yaban otlarının fışkırdığı eski duvar kalıntıları, işte. muzluklar, kimi yerde iğneyapraklı çamları ardına alarak, kimi yerde onların ardında kalarak denize iniyor, denizden dönüyordu. Mersinle yapışkanotlarından buharlanan ballı baharatlı bir koku, sabahın dinginliğinde, iyot kokusunun kayaları aşmasına, karaya yayılmasına henüz izin vermiyordu.
Sayfa-47
Nerdeyse havaya kalkık bir burnun ucunda, bir koyun üstünde, üç yanı Akdeniz’le çevrelenmiş dağınık, kirli bir odanın ortasındaydı.
Sayfa-63
Pencerelerde, görünümü kesmeyen, el örgüsü, yarım, dantel perdeler sarkıyor, odaya nakışlı bir aydınlık doluyordu.

Sayfa-68
(Kuytuluklar iyice koyu gölgeli, nerdeyse alacakaranlık olduğundan, yabanıl ağaçların uçlarına, burnun üstüne düşen yumuşak, sarı ışık da, düştüğü yeri olduğundan canlı gösteriyor.)
Sayfa-130
Alabildiğine bir çözülüş. Betonun yumuşaması. O kırmızı beyaz kareli masa örtülerini, lokantanın kıvamlı ışığında ayaklı bardaklara dolan şarabın, canfes yumuşaklığıyla damar damar pırıldayışını da unutmadım.
Sayfa-173/174
On iki Korinthos sütunu üstüne oturtulmuş kült odasının on iki yüzlü piramit çatısından akan ışınlar, Tykhe’ye adanmış tapınağın oymalı mermerlerini ova ova parlatıyor, bütün taşları süt mavisi atlaslara sarıyordu. Zeytin ağaçlarının yapraklarını, mermerler arasında boy vermiş dikenli bitkileri, incir ağaçlarını sedeflemişti. Denizden kıyıya köpük köpük ışın çavlanları dökülüyor.
Sayfa-212
Suyun yanardöner atlası, kuşların yaldızlı kanatlarını örter, onları karanlık ve yumuşak kucağında sallar, uyutur. Gün doğumlarında o kanatlar usul usul kımıldanır, çırpınışları giderek artar.
TAHLİL TEKNİĞİ ÖRNEKLERİ
Sayfa-60
Bir bungunluk. Belki bir korku…  alnına sık sık yerleşen iki derin çizgi, birçok küçük, ince çizgiye  ayrılarak bütün yüzüne yayıldı. İyice buruşturdu o yüzü.
Sayfa-73
(Yaşamları boyu fazla sıra ve yordam gözetmemiş olanlar; onlarsa, ancak somutlukla var olmadıkları yer ve zamanlar içine yol yordam gözetmeden dalıyorlar. Sözgelimi, ormandaki yürüyüşlerim, buzlu kapalı caddeler, lokantada oturulmuş bir pencere önü, güneşin battığı zaman, yüzme havuzunun kıyısı, suların dibi gibi, vb…)

Sayfa-9
Uyanır uyanmaz sabah gazetelerine şöyle bir göz atmak, vatandaş olarak görevlerinizin büyük bir bölümünü çabucak yerine getiriverdiğiniz inancını verebilir. İşte, hiçbir şeyle ilgilenmiyor değilsiniz. Yabancı bir ülkedesiniz de, size oy hakkı tanınmıyor değil. Her şeyle ilgilisiniz.
Sayfa-94/95
Memet, soluk alan, almayan her şeye tutkun. Karlı dağların tepesine dek ışık taşıyabilen bir Hasan olmaya vurgun.
Sayfa-105
Memet, bütünüyle az kıpırtılı denizin geceler boyu, için için uğuldayışına dönüştü. Çağıltısı dışa vurursa her şey dağılacak, solacak, tuzla buz olacaktı sanki. Öyle olursa, bunun tek sorumlusunu kendisi sayacaktı. Gergindi. Yok, değildi. Daha çok kendi iç özeni.
Sayfa-115
Hasan’ı başka bir zaman, büyük kentlerde, büyük caddelerde, kalabalıklarda ya da bir işin başında gören, onu tıknaz, salt gövdesi güçlü, sağlam, iç dünyası olmayan, yanından rahatlıkla geçilip gidilebilecek biri sanabilir.
Sayfa-151
Orada, saçlarını ensede bıraktıran, şakaklarında ahır bozması sinemanın önünde asılı duran afişlerdekine yakın favorileri olsun diye gözünü aynadan ayırmayan, kravatlı ama kara donlu bir Süleyman mutlak oturuyordur.
     Sayfa-164
Yaralanmıştı. Hırçın. Suçlu bir erkek çocuk gibi, hem başı önüne eğik, hem öfkeli, başkaldırıcı; bedene bağlı bir onuru savunacak çareler aramaya koyulmuştu.
Sayfa-178
Aramıza koymaya yeltendiğim uzaklıktan bir öç alma belki Hatice’ninki hep o güvensizlik. Hep o dost olduğu ölçüde de düşmanlık. Saygı denli küçümseme denli tepeden bakış… değil, değil… Bana öyle geliyor.  Kadir nasıl yapımların bekçisi ise, Hatice de benim bekçim. Hem kölem, hem efendim.
İÇ MONOLOG TEKNİĞİ
Bu sabah en sona kalanı, Mehmet’i yolcu ettim. Ardından taraçaya oturup uzun süre, önümüzdeki koya, denizin kayalardan çekilişine baktım. O zaman içimde yepyeni ve çok güçlü bir özlem duydum: korlar küllenmeden, sıcaklar soğumadan, zaman beni kandırmadan, aklım egemenliğini ilan etmeden, büyülü bir yazsonunun günleri, saatleri, an’ları, denize, dalgalara karışıp gitmeden, dinmez kalın yağmurlar perdesi her şeyin üstünü örtmeden ,  her yan çamura ve çürük yaprak kokusuna bulanmadan bizi anlatmak istedim.(sayfa 93)
Güney’in ardından yaşama duyduğum güvensizlik, kuşku doğrulanmıştı. Bu su vanası, en çok önemsiz olan şeyi doğrulamıştı. Evi bırakıp kaçmak, hemen geri dönmek bile istedim. Hasan’ı neden çağırdım sanki? Bize güzellikler yaşamak yasaklanmıştır. Bizi bekleyen kuşku, karanlık… hasan gelmesin, kimse gelmesin, düşlerim bana kalsın, zedelenmesin.( sayfa 133)
İÇ DİYALOG TEKNİĞİ
Var mıymış? Öyle olsun. Bir kocası olmuş olsun. Aralarında da önceden tatsız şeyler geçmiş bulunsun. Örnekse, boşanmışlar da bunda yeniden buluşuyorlar. Nasılsa, herkesin arasında tatsız birçok şeyler geçiyor, ama yine de bir yerlerde sık sık yeniden buluşuyorlar.(sayfa-23)
Geleceklerdi… peki, geldiler.  Sonra ne olmuş olabilir? Nasıl buldum altı Hyad kızını ve nerede yitirdim? Hani sesleri? (sayfa-92)
Ya siz? Siz kimsiniz? Ne zaman yerleştiniz buraya? O aşağıdaki yapılar ne? Çınarlar, harnuplar nerede?(sayfa-39)
‘’Neredeydin? Kimleydin? Asıl önceki gün sen benden kaçmadın mı, kendini benden kaçırmadın mı?” (sayfa 15)
Ama biz, ötekilerin ardında kalıp da üç gün üç  gece neyi anlatmaya çalıştığını öğrenebilsek  de – yani  kağıtları ele geçirebilse de – neyi anlayarak gittiğini hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Sonra, unutmamak gerekir ki o kağıtlar da elimize geçmiş değildir.
MONTAJ TEKNİĞİ
“İşte Güney/ Bir kelime, bir davranış/ Prenslerin öldüğü zamandır bu/Güneşin sessizce battığı zaman.(sayfa21) (İspanyol şair Manuel’den alıntılanmıştır.)

Jonathan Swift’ten montaj:
Bak nasıl yükseliyor Proteus denizden;
Dinle yaşlı Triton borusunu çalıyor.(s.34)
Lermontov ‘un “Yelkenli” şiirinden montaj:
“Özlemi fırtınadır,
Bulursa dinginliği,
Bulur ancak
Kasırganın koynunda.”(Roman’ın giriş bölümü)
Bir gün bütün bunların nedeni anlaşılacak. Bütün bu acıların,olmazlıkların üstünü örten giz  perdesi kalkacak. Ama şimdi, yaşamak gerek… Zaman geçecek. Bizler sonsuzluğa karışacağız.Yüzlerimizin çizgisi,seslerimizin tınısı bile insanların belleğinden silinecek.Bizden onlara en küçük bir anı kalmayacak. (sayfa 2 ) Çehov’un Üç Kızkardeş adlı oynundan.
MEKTUP TEKNİĞİ
Bir yerden borç buldum. Babama bir bakıcı tuttum. Onu getirenler gözümün arkada kalmayacağını söylüyorlar. Bu haftaki deneyimiz olumlu. Ben de kendimi bir yerlere atmak istiyordum artık. Önerim, çağrın, tam zamanımda öyle imdadıma yetişti ki! Gitmek, bir yerlere sığınmak, gazeteyi, şiirlerimi en çok da babamı- beni kınama, işte en çok da onu, kendimi yani- , bir tarafa fırlatmak istiyordum. İstiyordum ama, benim şu sıra bir deniz kıyısı, dağ, göl, çöl, her neyse, öyle bir yerde oteli ödeyecek durumum yok ki. Her şeyin sonuydu Nevin. Bana kırılma, seni de özledim elbet, çok özledim, fakat bir deniz kıyısını daha çok özlemiştim…(sayfa 80)  (Doğan’ın Nevin’e yazdığı mektup)

GERİYE DÖNÜŞ TEKNİĞİ
Anne! Pijamalı bir balık kovalıyor beni..! Peşimi bırakmıyor…
Böyle diyerek çığlık çığlığa koşup gelmişti suyun içinden. Çenesinde bir tutam köpüklü, tuzlu tükürük. Bol, kumral saçlarına, alnına, şakaklarına yapışmıştı. Çok güzeldi.(sayfa 71)
Beş yıl öncesi karanlık bir dönemin sonuydu. Ardından daha karanlık bir dönemin geleceğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Bir takım umutlar besleniyordu. Kıyımlar duracaktı.(sayfa 17)

ÖZETLEME TEKNİĞİ
Dış duvarları sağlam bir aileyi nasıl dağıttığımızı soranlara verecek tek yanıtım yoktu. İşte, Güney, Doğan’ın bozgun Bizans’ında üniversiteye henüz başlamıştı. İşte, ondan altı ay sonra, yanı başımızda bir daha bir Güney’imiz olmayacağını aklımızın ucuna bile getirmeden, Hasan’la ayrılmıştık. Hasan’da daha kırkına gelmeden, nedeni hemen seçilemez bir cinsel tutukluğu her şeyin merkezi yapması…(sayfa-122)
Dayanılmaz içe çekilişleri, hırçınlıkları, tutukluğunun temel nedenini görmezden gelişler, o nedene değil, inatla bu sonuca sarılışları. – bir erkeği yenen, çürümüşlük ve kan kokuları da olsa, o erkek ortada ve kendi dışında bir galip bulunabileceğini kabullenmemeli – en yakınındakine hırçınlıklarla, kalabalıklarla hala o güçlü erkek olduğu kanıtlanmalı. Konuşulmamalı, dertleşilmemeli, içine çekilmeli en soylusundan. Büyümeyen bir organa karşın, yeni bir büyüklük, üstünlük bulunmalı. Ayrılmıştık. Ardından yaşamın bizi çarptırdığı büyük bir ceza gibi, Güney’le bir kez daha buluşacağımız sıra onu yitirmiştik. Hepsi bu işte. (Sayfa 122)
Özetle her şey bir bıçak sırtında durmaktadır.   ( sayfa28)
BİLİNÇ AKIMI TEKNİĞİ
Belki de bunun ta kendisi. Özlem. Yıllar. Bir serap; tam yanına gelmişken yitiveren her şey.   (sayfa-231)
Bu örnek bilinç akımı tekniği ile romanı adeta özetlemesi açısından oldukça önemlidir:
İlkin kadın geldi.
Bildiğim altı kişiydiler.
Kadına, dokunmuş diyorlar.
Dokunulmamış diyorlar.
Oğlanın gözleri oldum olası makinedeydi.
Gece, çocukları köye bırakıp geleyim, demiş.
O zaman yağmurlar vardı.
Başlangıçta yağmurlar yoktu.
Kendini kayalardan aşağı atmış, deniyor.
Döndü ki mutfak kapısı açık, sürgüsü tutmazmış zaten.(sayfa-16)
LEİTMOTİV TEKNİĞİ
Bir kimse,oltasını neden, içinde tek balık olmadığını bildiği bir göle sarkıtır ve orada, o göl kıyısında oturup saatlerce bekler? (sayfa-1, 3, 23, 229)
Bu cümle Nevin’in anılarını- anılarını ve Güney’i düşünerek- geçirdiği zamanı temsil etmektedir. Yazarın da içi boş bir evden bir roman kurgusu yaratmasını temsil eder.
(…)bir müzik(…)(sayfa-2, 3, 4, 5, 6, 7, 11, 17, 18, 25, 26, 62, 64, 67, 102, 133, 139)
  Müziğin insan ömrü olduğunu düşündüren cümleler mevcut. İşte bir örnek:
 Hep süren, bazılarımız için kesintisiz, bazılarımız için ancak ara ara işitilebilen, bir müzik parçası. Sonun bütün belirginliğine karşın, bizi peşine takar, sürükler; yorar acı çektirir, sevindirir, coşturur, bir zehir olup içimize dolar, sonra ılık seher yelleri üfürür, bizi diriltir; değişiriz, kendisi de değişir; hep öyle, son noktayı bile bile, hemen çoğu kez, hüzünlü ya da şen, ezgiler kulaklarımızdan eksik olmadan; o ezgilerde her birimiz birbirinden çok değişik anlamlar bularak, böylece de o müziği, o müziğin her notasını- yaşamın küçük an’larını- içimizde milyonlarca kez değiştire değiştire, bundan ötürü de  o notalar her birimiz için apayrı anlamlar yüklenerek en son notaya doğru yürürüz.
ân (sayfa-2, 3, 4, 5, 6, 7, 12, 15, 18, 25, 26, 27, 28, 30, 31, 34, 37, 38, 39, 41, 42, 44, 45, 48, 49, 52,57, 61, 63, 67, 68, 73, 78, 79, 83, 87, 95, 97, 101, 102, 106, 108, 109, 121, 130, 137, 138, 147, 170, 171, 174, 187, 188, 195, 197, 209, 221, 222, 226, 228)
Bu kelime bazen özel anlamda kullanılmış ve bu durumlarda “a” harfinin üzerine inceltme işareti konulmuştur. Ayrıca bu kelimeye gelen ekler kesme işareti ile ayrılmıştır. Bu kelime geçmişin Nevin’in bilincine düşmesi olabileceği gibi içinde bulunulan durumu düşünmek olarak da yorumlanabilir.
Şimdi uzaklardasın(sayfa-66, 91, 149, 168, 211, 234, 235)
Bu şarkı sözleri geride kalan birçok şey için seçilmiştir: Güney öldürülmüştür, Nevin’in evliliği geride kalmıştır, daha birkaç yıl öncesine kadar bu kumsallarda yaşadıkları özgür tatiller; 1961 Anayasası’nın özgürlükçü ortamı geride kalmıştır. Tüm bunlar bu şarkı sözü ile aktarılmıştır.
Doğan’ın bozgun Bizans’ı(sayfa-122, 129, 136)
Doğan İstanbul’da yaşamaktadır. Bir taraftan felçli babası, diğer tarafta iş yaşamı ve ekonomik koşullar onu köşeye sıkıştırmıştır, her şey bir bozun havasındadır.
Hayatı şiirlerindeki gibi değildir. O bu kıyılara bozgun Bizans’tan kaçarak gelmiştir. Ayrıca dönemin siyasi çatışmaları ve baskıcı ortam bu tabiri perçinler niteliktedir.

DİL VE ÜSLUP
Kullanılan dil ağır değildir; ancak yoğun tasvir sebebiyle okuyucuya ağır gelebilmektedir. Bu sebeple akıcılıktan uzak bir anlatımdır:
“Şimdi lacivert, çoğu kez de camgöbeği bir deniz, sıcakkanlı, yolun böğrüne iyice sokuluyor, giderek usulca kaçıyor, sonra, uzaklara giydiği pusundan soyuna soyuna, ona daha yakın geliyordu.”(sayfa-29)
Cümlelerin uzunluğu arasında bir uçurum söz konusudur. Tek kelimelik cümlelerin yanında neredeyse bir sayfalık cümlelere de rastlanmaktadır.

-İDİ: Bu ek fiil kitap içinde bir cümle olarak kullanılmıştır.(sayfa-8)
-Çeşitli kısa cümle örnekleri:
-Unutmak.(sayfa-102)
-Aşk yoktu.(sayfa-165)
-Evlerin kapı önleri yoktu.(sayfa-190)
Bu cümle dikkat çekici bir uzun cümle örneği olarak alınabilir:
-Kumsalda akşam yürüyüşümüzü bitirirken; alışılmış çizginin dışına çıkıp, ağusunu kabullenerek bizi zakkumların dibine, ta içine sürükleyen Memet’in, dalgaların uzun süre buraya dek ulaşamayacağını, bizi, izimizi buralardan hemen silemeyeceğini ummak isterim Nevim, derken ve hemen neme bulanan Akdeniz rengi gözlerindeki sayısız sorularla o amansız kurcalayıcılık bir tutam pusun altına gizlenirken; kendi yağmurunu da içine yağdıran bir dağbaşı  fısıltıyla dümdüz boşanışı örneği, “Güney, Güney!..” derken; sonra, eski şatoların küçük prenslerini anıştıran bir selamla, o belli belirsiz selamla önce sırçadan bir göstergeyi ve bizi, denizi, dalgaları, atlas kılıfına ansızın altın tozu serpilmiş gökyüzünü selamlarken; sonra da ben, en sona kalan onu, işte bu Memet’i yolcu ettiğim ayrımına varır varmaz, kendimi, artık hiç ulaşılamaz, giderilemez özlemlere, sonu gelmez kederlere batmış bulanmış duyacağımı sanmıştım.
-Eserde diyalog yoktur desek yanlış olmaz. Olaylar yazarın ve Nevin’in gözünden kendi düşünceleri ile harmanlanarak okura aktarılmıştır. Bu da diyalogu saf dışı bırakmıştır.
Yazarın oyun yazarlığı yönü de dikkate alınırsa diyalog kullanmaması ironik bir durumdur.
Eserde yerel ağız ile konuşmalara ve az da olsa argo sayılabilecek kelimelere yer verilmiştir.
-Cin başımayım ben de. Köy uzak. Anamgil daha da uzak.(sayfa-40)
-Tee dağ köylerindeniz ne de olsa.(sayfa-56)
-Bok var! Dedi annesi. Oğlunun başına bir sumsuk vurdu. Ekledi:
  ‘’ Ne bileyim ki, o karı bizi mi gözetliyor yine, nedir? Kadir anlatmaz. Gözünden kıymık sıçramaz onun, lakin şu, şudur demez ki!’’  ( sayfa 180)
-Sıfat tamlamaları tasvir tekniği ile bütünleşerek bolca kullanılmıştır.
Çirkin bir çeşmeydi. İki metre boyundaki eğri duvarlarıyla, kadının o sıra yüzünün dönük bulunduğu tarlalarla karayolu arasındaki dar alana sıkışmıştı.(sayfa-32)
-Ancak, koyu yeşil, çok güzel iki şişenin yarıya dek konyakla dolu olduğunu gördü.(sayfa-65)
-Çok duyarlı, çok alaycı, çok öfkeli, çok sevecen, çok hoşgörülü, çok hoşgörüsüz, çok yenik, çok başı dik, çok suçlu, çok suçlayan, çok sevinçli, çok kederli, çok pesten, çok gürültülü bir dünya.(sayfa-133)
-Güneşli taraçamız, yaban otları, kanatlarının rengi her an değişen binlerce kuşun öttüğü deniz ve karşıdaki ormanın neftilikleri… (sayfa-173)
-İsim tamlaması örnekleri:
-Çırpınırken, annesinin sırtına bağladığı…(sayfa-172)
-Şimdi, burnumuzun dibinde, daha ilk günden iki karılı bir baba olduğunu…(sayfa-102)
-Gün, koyun üstünden iyice ağmış, oturdukları odaların batı pencerelerini yalayan ışınları soluklaşmıştı.(sayfa-73)
-Eserde sıkça eksiltili cümleler kullanılmıştır.
-Bir ân olsun unutmadığını…(sayfa-82)
-Gözlerimde sonsuz bir doygunluğun yaşartıları…(sayfa-93)
-Öfkeden öte, nefret etmekten…(sayfa-118)
-Hem, Hasan’la burada yeniden, bir kez daha birlikte bulunmayı özleyişim, hem, vanayı kapatmayı unutmamış diye, o daha gelmeden kaçıp gitmelere yatkınlığım…(sayfa-158)
Eserde yazar çok fazla ara cümle ve ara kelime kullanmıştır. Bu durum bir nevi olay ve düşünce akışını bozma niteliğindedir:
-Gitmek, bir yerlere sığınmak, gazeteyi, şiirlerimi, en çok da babamı-beni kınama, işte en çok da onu, kendimi yani-bir yana fırlatıp kaçmak istiyorum.(sayfa-80)
-Deniz, yanı başımızdakileri artık, nasıl geriletmiyorsa –Hatice’nin bir kez entarisiyle, kaçamak, denize girdiğini gördük- biz de gerilememiştik.
Günlük konuşmada fazla kullanılmayan birkaç kelime:
PISMAK: Pusmak
BUNGUN: Sıkıntılı
MEDÜZE: Denizanası
KREŞENDO: Çalgıların giderek daha yüksek ses verecek şekilde çalınma durumu.
MARSIK: Yapılırken iyice yakılmadığı için, yakıldığında duman ve koku vererek baş ağrısı yapan odun kömürü.
ANSIMAK: Anımsamak
BURGAÇLANMAK: Girdap şeklini almak.
CANFES: üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş, parlak, tok, ipekli kumaş.
YEKİNMEK: Davranmak, olduğu yerden fırlamak, ayağa kalkmak, kalkmak için hareket etmek, kımıldamak.
-Aşağıdaki kelimeler normalde ayrı yazılırken, yazar bu kelimeleri bitişik yazmayı tercih etmiştir.
yapraküstü (sayfa-6)
herneyse (sayfa-9)
uçuca (sayfa-)
içiçe (sayfa-28)
öğlesonu (sayfa-24)
belbağlamak (sayfa-26)
gözdelici  (sayfa29)
gökgürlemesi (sayfa-139)
çeşmebaşı(sayfa-6)
Yazsonu (kitabın ismi)
Kurulan cümleler bize İkinci Yeni şiirini hatırlatmaktadır.  Anlamı bozma, klasik anlatımın dışına çıkma eğilimi vardır.
-…gecikmiş bir bülbül ötüyor… (sayfa-34)
-Tahtalar arasından zehirli büyüler iriliğinde bir örümcek kaçtı.(sayfa-49)
-…daha onlar gelmeden birçok onlarla yaşamak istiyorum ben.(sayfa-88)
-Alabildiğine bir çözülüş. Betonun yumuşaması.(sayfa-130)
-…odaya nakışlı bir aydınlık doluyordu.(sayfa-63)
-…çözdüklerimle yapraküstü-ah özlem!-bir şey örebilmeyi ne çok istemiştim!..(sayfa-6)
-…kumsala çarpan erguvan-sarı dalgalar…(sayfa-19)
- Romanda dikkate değer bir nokta olarak şairanelik gösterilebilir. Çok şairane ifadeler romana adeta bir “şiir kitabı” havası vermektedir:
-Denizin, kayalara gire çıka, içlerini doldura boşalta çıkardığı uğultu da. Sabırlı bir öfkeyi yoğuran uğultuydu. Çığlıklarla dışa vurulmamış bir yürek boğulmasıydı, denizde(sayfa-29)
-Suyun yanardöner atlası, kuşların yaldızlı kanatlarını örter, onları karanlık ve yumuşak kucağında sallar, uyutur. Gün doğumlarında o kanatlar usul usul kımıldanır, çırpınışları giderek artar.(sayfa-212)
-Karadut moru bir akşam, bu loşlukta bütün renkleriyle dışarıdan içeri doluyordu.(sayfa-75)
-Eski çağları taşıyıp getiren düşsel kıyılarda, bir iç sesi yeniden bulup sürdürmekten gayrı yapabilecek hiçbir şeyim yok artık.(sayfa-92)
Fuat, çiçekleri dudaklarında ıslıkla dizmişti.(sayfa-169)
YAZSONU ROMANINDA POSTMODERNİZMİN İZLERİ
Postmodernizm, şizofrenik bir durumdur. Romanda Nevin ve yazarın düş ve gerçek arasında kalması hatta Nevin’in ağaç yapraklarını yılan sanması şizofrenik belirtilerdir.
Postmodernizm, modernizmin hiyerarşi içerisinde ve iş bölümü halindeki kalabalık şehir gürültüsünden uzak sessizliğe bir özlemdir. Nevin’in sürekli kendi başına kalmak istemesi rahatsız edilmek istememesi bu duruma örnektir.
Postmodernizmde Yazsonu romanında olduğu gibi geçmiş ve gelecek yoktur. Anı yaşama felsefesi mevcuttur. Zaten Adalet Ağaoğlu da “an”ın romanını yazmak istemektedir. Nitekim bu romanla birlikte yazmıştır da.
Bu eserde tek bir anlatı türü yoktur. Romanda şiir ve düzyazı karışmış bir biçimdedir. Postmodernizm tekçiliği reddeder. Bununla birlikte tek bir anlatıcı da yoktur. Yazar ve Nevin farklı iki anlatıcıdır.
Postmodernizm topluluk üyesi olmaya karşı kendi bireyselliğini savunur. Toplumdan darbe yemiş insanlar kaçış içerisindedir romanda.
Postmodernizm geriye dönüşlerle geçmişle hesaplaşır. Romanımızda da birçok geriye dönüş örneği vardır.
Belirli, kesin bir son peşinde değilim. Her şey gibi, ortasında bir süre yaşadığım bu doğa parçası için de belirgin bir son arayamazdım.(sayfa-17)
KİTAP İÇİN YAPILAN ELEŞTİRİLER
Ağaoğlu ‘’Yazsonu’nda uyguladığı romanın özüne, içeriğine tıpatıp uygun bir anlatım tekniğiyle son yılların en güzel birkaç romanından birini sunuyor bize. ‘’Yazsonu’’
Mehmet H. Doğan, Milliyet Sanat, Şubat 1981
Ayrıca Ağaoğlu, romanın akışını aksatacak kertede ‘’ düşünceler söylemek’’e kaptırmış kendini. Yine de romanın ortalarına doğru açılıyor Adalet Ağaoğlu; hüzün geliyor,başköşeye kuruluyor ve artık gitmiyor.
  “Bir Ayda Yedi Roman”   Fethi Naci, Milliyet Sanat, 15 Mart 1981
“ Yazsonu” her şeyden önce iyi yazılmış bir roman. Kurgusu kusursuz; dili, üslubu akıcı, şiirsel. Anlatım, İngilizlerin söylediği gibi “poetic- prose”, şiirsel nesir tarzında; belli bir ritmi olduğunu belirtiyor, güçlü duygusal yanı ve duygularının imge ve simgelerle verilişi var.
  “A. Ağaoğlu: Yazsonu’ nun Düşündürdükleri’’  Doç. Dr. Oya Batum, F.D.E. Bahar, 1984.
   -Adalet Ağaoğlu’nun Yazsonu için söyledikleri
Yazsonu’nun  kişileri  de  böyle  bir  körelme  içinde,  yeniden aşkı,  dostluğu,  sevgiyi  arıyorlar  ve  düş  bozumu  tabii…
Yazsonu benim için bir sezginin ürünüydü. Hem form olarak hem  içerik  olarak  bütünüyle  bir  sezginin  ürünü…”
SAVLAR
Her şey kendi öz doğasına uygun oluyor. İstenç de, istencin kendi doğasına uygun bir yer ve konum için, kendi zamanı için geçerli. Düşüncelerinizi kaplayan her şey, o düşüncelerin yerini ancak, bir öncekilere eklenmiş yeni düşünceler almışsa altta kalıyor, hemen hemen silinip gitmiş gibi oluyor. O da belli bir süre için…( sayfa 11)
Zaman dediğimiz canlı bir şey çünkü. Onu, katı bir cisim örneği dondurmak, ibresini tek tipe indirmek, düşü de, gerçeği de, geçmişi de, geleceği de birbirinden yalıtmak olur.(sayfa 12)
Işık dediğin, kıyılara ya da eski tablolara düştüğü gibi olmalı!..( sayfa14)
Bilimsel olarak gözün ilkin en yakınındakini değil, belli bir uzaklıkta bulunan nesneyi- şeyi- seçtiği herhalde doğrudur.( sayfa 17)
Güveler kumaşı, pas demiri, kurtlar elmayı, geçmiş ve şimdi de insanı kemirir(miş).( sayfa 30)
Zaten yaşam dediğimiz nedir ki? İçimizde ara ara çakan ışıklar. O ışıklı an’lar, işte bu, tek tek minicik noktalar uçuca eklenir, bazen birbirinin içine girer, biri ötekinin üstüne çıkar ya da altına kaçar, durmadan yer-yön değiştirerek yol alan bu noktalar bileşimi, çok güzel bir müzik oluşturur. Hep süren, bazılarımız için kesintisiz, bazılarımız için ancak ara ara işitilebilen bir müzik parçası. (sayfa 32)
-Kapitalizm Eleştirisi
Bense bu aynı noktada, palmiyeli, zakkum çiçekli bir yolun barında karşılandım. Palmiyeler biçimlendirilmiş, zakkumlar bir pembe, bir beyaz olarak dikilmiş, küçük birer ağaç olan gövdeleri ise beyaza boyanmış. Yaşasın uygarlık. (sayfa 32)
-Doğa Romanı
Çalıların arasından ansızın bir kuş havalandı      ( Ah o henüz pek ayak değmemiş orman yolları: önümüzden her an bir kuş havalanır, sizi irkiltir. Öyle ki, yatışıp duru bir suya eğilseniz hemen bir naiad yüzü göreceksiniz), kadının bakışları kuşun uçtuğu yönü izledi: gökyüzünün, ilerde, aşağıda, kumsalı okşaya okşaya gelip denizle birleştiği yerdi. Burada pırıltısız bir bir dumanlı maviyle,denizin sığlıktaki gümüşsü mavisi birbirine geçiyordu.( sayfa 33)
-İlişkilerdeki İkiyüzlülük
Daha ilk adımda, daha yanı başımızda iki kişi belirir belirmez ikiyüzlülük boy gösteriyordu: kimse kendini bundan korumayacak. Kimse ilkin kendi tutsağı, tarihin tutsağı olmaktan kurtaramayacak.(sayfa88)
-Romanın Temize Çekilişi
Gerçi şimdi çok soğuk bir odadayım. Dışarıda lapa lapa kar. Camlarımı buz tutmuş. Buz camlara fırlatılmış koca bir taş gibi patladı güneş. Her yanıma saçılmış binlerce prizma.(sayfa 92)
-Topluma Sitem
Topluma güzel bir insan vermek istiyoruz. Toplumsa örseliyor, vuruyor, öldürüyor ve biz oğullarımızı, kızlarımızı nerde, niçin yitirdiğimizi bile bilmiyoruz.( sayfa 131)

-Toplum Eleştirisi
Eski aynalarda, yeni tıraşlar yapan berberi de görmeliyim… Orada, saçlarını ensede bıraktıran, şakaklarında ahır bozması sinemanın önünde asılı duran afişlerdekine yakın favorileri olsun diye gözünü aynadan ayırmayan kravatlı ama kara donlu bir Süleyman mutlaka oturuyordur. Tavanda at boncuklu bir abajur bulunur. Nuran, bir gün, bir gemiyle inip, at boncuklarını at klonlarına dize dize abajurlar yapmaya başlamıştır… 
Nuran’ı sonra, ıssız bir kumsalda buldular. Her yanı morarmış bir ceset. Berber aynasının önünden kalkıp, aysız bir gecede, Nuran’ı  ahır bozması bir sinema perdesinde gördüğü etli dudaklılar sanarak  onun üstüne boşalmış üç Süleyman, üç Mustafa ya da üç Ramazan ardından…(sayfa-151)
-Medeniyetler Karşılaştırması
Daha düne dek denizle hiçbir ilişkisi bulunmamış insanların, bu yörede  tarih öncesi destanlarını aramak boşuna. Gün doğumlarının, gün batımlarının mermere nakışlandığı aydınlıklarda, yaldız kanatlı atların çektiği arabalar, hiçbir gök ve yer tanrısını limanlardan alıp kent kapılarından geçirmemiştir. Onları agoralarda gezdirmemiştir. Olimpiyat şenliklerinde disk atan bir atleti hiçbir Pythagoras görmemiş,  Hiç kimse onun heykelini yapmamıştır. Diskobol Torsosu, son an’da savaş tanrısı Ares’e  benzemeye özenmemiş, zırhı, savaş gömleği ve kılıcı olmamıştır onun. Diskobol Torsosu çırılçıplaktır. Çünkü Akdenizlidir. Aşka, şiire, ve ölüme inanır. Yüzbinliğin oğlu, kesinlikle bir yün bere taşıyordu başında. Dağların karşılarına savaş açarak gelmiş. Bir Akdeniz Ares’i değil o. Aşkın, şiirin ve ölümün yalnız dışını değil, içini de değiştirmiştir.
Sandalını defne dallarıyla donatmamıştır. Adına, Eşitlik, Kardeşlik, Özgürlük falan da dememiştir. İsa’yı hiç tanımamış, acıyan bir yanağın öcünü ise öteki yanağın acımasına bırakmamıştır. Günler sonra, aşağıdaki küçük koya demirlediği zaman okumuştuk teknenin adını: TARKAN. (sayfa-148)
HÜKÜM VE SONUÇ
Yazın hayatına tiyatro eserleriyle başlayan yazar Adalet Ağaoğlu, takvim 70’li yılları gösterdiğinde sanatını romanla devam ettirmiştir. İncelediğimiz Yazsonu adlı roman Adalet Ağaoğlu’nun dördüncü romanı olmakla birlikte, “an”ı yakaladığı romandır diyebiliriz. Dönemin toplumsal atmosferinin içinde yaşayan aydınların ve yarı aydınların, kent soyluların toplumdan kaçış ve yalnızlık macerasını konu edinir.
Bununla birlikte eser, diğer bir açıdan tezatlıkların romanıdır. Bir tarafta Çehov’dan söz edilip alıntılar yapılırken diğer yandan Guy De Maupassant söz konusu olabilmektedir. Tezatlıklar bununla bitmez. Geçmiş-gelecek, intikam-çaresizlik, teşhircilik-saklama hatta kara ile deniz arasında bile bir tezatlık sunulmuştur. Nevin, bir taraftan arzularını düşünürken diğer taraftan cinsel konularda korkular yaşamaktadır.
Adalet Ağaoğlu çağdaş ve postmodern bir romanda olması gereken iki yazarlı farklı anlatım türlerine sahip, kronolojik anlatının tamamen tersi olan bu romana mitolojiden ve eski çağ uygarlıklarından kesitler koyarak 50’li yıllarda denizle tanışan Anadolu insanının trajedisini anlatmaktadır.
Adalet Ağaoğlu eserlerinde ayrıntılara önem veren, hatta ayrıntılar üzerine eserini inşa eden bir yazardır. Yazsonu romanında da efsanelerden ve hikayelerden ipuçları vererek okuru eserine sürüklemektedir. Yazsonu romanının anlaşılabilmesi için romandaki mitolojik unsurların hikayeleri ayrıntılı olarak bilinmelidir. Eser ansiklopedik bilgiler gerektiren bir romandır. Eserdeki kahramanların bilinçaltlarındaki kaos diğer unsurlarla özdeşleştirilerek aktarılmıştır.
Bu romanda karışık bir olay örgüsü mevcuttur. Yazar Tanzimat dönemi romancıları gibi olaya müdahale etmekte, roman içindeki ilişkisiz geçişler okuru birkaç sayfa öncesini tekrar okumaya yöneltmektedir.
Roman bir romanın macerasıdır aynı zamanda.Yazarın gözlemlerini, düşündüklerini not defterine yazması bize roman oluşumuna dair bilgiler vermektedir.
Bireylerin kent hayatı, ekonomik koşullar  ve dönemin siyasi atmosferi arasında sıkışıp kalması ve buna bağlı olarak bir kaçış serüvenin başlaması romanda başarıyla işlenmiştir. Ancak bu kaçış bireyleri küçük bir kumsala kadar sürüklemiştir. Hatta Nevin ölümüne kadar kaçmıştır. Bu bağlamda koy ve kumsal kayalar ve deniz arasına sıkışmış görünümü ile özgürlüğün simgesidir.
Sonuç itibariyle Adalet Ağaoğlu’nun üzerinde    yeterince çalışma yapılmamış olan bu romanı barındırdığı soru işaretleriyle daha yoğun incelenmeye ihtiyacı vardır.







                       







                       





Kaynakça

      Dr. Muazzez Buttanrı- Üç Beş Kişi Romanının İncelemesi
      Petra De Bruijn – Cumhuriyet’in Çocukları Ölmeye Yatmak’ta Yenilikler- Kitaplık Dergisi sayı 136, Mart 2010, (sayfa101-107) (Çeviren Betül Kadıoğlu)
      Halim Ağaoğlu- Herkes Kendi Kitabını Tanır & Adalet Ağaoğlu’nun Yazarlığının 55. Yılı Onuruna
      Dr. Ramazan Korkmaz- Yeni Türk Edebiyatı El kitabı (1839-2000)
      Adalet Ağaoğlu- Ruh Üşümesi
      Adalet Ağaoğlu- Fikrimin İnce Gülü
      Berna Moran- Türk Romana Eleştirel Bir Bakış
      Sezai Karakoç- Tuba ve Zakkum
      Vergilius- Aeneas
 •      Ali Rıza Kubilay -Bahçeşehir  Üniversitesi,Sosyal Bilimler Enstitüsi,İleri Oyunculuk Programı
           Anton Çehov’un ‘’Üç Kızkardeş’’ adlı eserinde  ‘’Verşenin’’ Karakterinin İncelemesi ve Rol Çalışması , Yüksek Lisans Tezi
      ÖZGE Dikmen-Adalet Ağaoğlu’nun Romanlarında Sosyal Yapı(YÖK Tez Merkezi)
      Guy De Maupasant- Seçme Hikayeler 1 (Çeviren: Behiç Enver Koryak )
      Meydan Larousse  Ansiklopedisi
      Nihat Duğancı  “Adalet Ağaoğlu’nun Romanları ve Romancılığı”, Yüksek Lisans Tezi




                     NOT: bu çalışma Mustafa Dursun, Ezgi Demirbağ, Ekrem Vural ve ben beytullah Kılıç'ın ortak çalışması ile yapılmıştır.